Әдебиет - ұлттың жаны. Ұлттық сана, тағдыр, жан жүйесі - көркемөнердің басты тақырыбы. Таптық жік арқылы әдебиет жасалмайды...
Жүсіпбек Аймауытұлы

04 мамыр 2016 807

Marjan ERŞU: "DİNA"

Негізгі тіл: Дина

Бастапқы авторы: Marjan ERŞU

Аударма авторы: Nuray GÜNEŞ

Дата: 04 мамыр 2016


Қазақ тіліндегі нұсқасы (Kazakça)

                                                             

Мarjan ERŞU       


Kenje’nin Dina kızı nur ışıltısı,

Tüm gözler ona baka kaldı heyecanla.

Başkalarına karşı durmayan sebatlılığı,

Ya şansı, ya da bir baş belasıydı.

“Allah’ım”, dedi Kurman ses çıkarmadan,

(Korktu sanki düşüncelerini bulacak bir casus vardı).

Âlemde mutlu bir can olursun,

Kokusundan boğulacak gibi kötü erkek!


Hamit YERGALİYEV

“Kurmangazı” poema- (şiirinden)                                 


Dina.jpg   

Ressam Kamila JAPALOVA ile şair Marjan ERŞU



“Dina’nın dombıra[1] çalma ustalığı, insanın inanamayacağı kadar bir mucize. Mükemmel dombıracı çalmanın hangi yöntemlerini kullanmıyor, bu eksi aletten hangi sesleri çıkarmıyor desenize! Dombırayı sımsıkı tutup kucaklamaz o, dombıra onun elini takip edip, harika parmaklarına uyarak kaymasına sağlar”.

A.Ostrovskiy,

Sanat Araştırmacısı



1. SAĞLAMLAŞMA


Atırau – Jayık! Ak pek çok küyin[2] vatanı,

Eskilerin ak duasını söyler duacı

Hoş melodili küylerim, Tanrının bestesiymiş,

Dinlesene Kurman[3] Ata'yı!


Küy melodisiyle halkın gönlünü okşarmış

Küyün sihrini Küy Ata herkese tanıttı.

Kurmangazı gibi şana şan katan

Tanıyorsun sen, Dina isimli nuru!


Yüreğim bozkır, gönlüm gökyüzü, gözlerim güneş,

Bozkırlarda tarlakuşunun sesini hissettim.

Kocaman dünyada isterim ki küy sesiyle nefes almak,

İsterim ki küy sesiyle uykuya dalmak.


– Diyen Dina’nın umutları ne kadar da güzel,

Kenje pehlivanının sevgili kızı, gözbebeğiydi.

Dombıra sesi yeri göğü sarmış gibi

Kulağında, o eşsiz küyin melodisi.


Küçük parmaklar büyük dombırayı hor görmeden,

(Acı çeken cana namus dediğin kamçı gibi).

“Aycan kız” küyünü bir anda öğrenir öğrenmez

Aralıksız çalar hiç durmadan.


Hürmet gösterip hediye eder kara şanak[4] ve perneyi[5],

Onun melodisi duyulduğunda dünyanın güzel deseni.

Uzaktan Dina’nın şöhretini duyan Küy Atası

Gelmiş bir gün onu görmeye.


Kurmangazı’nın köye atı gelince,

Halk toplanmış sel olup akarcasına.

Dombırası da, küyü de, kendisi de bir başka,

Yok, galiba demişler bir benzeri.


Civciv kızın gözlerini görüp sevindi o,

Hey, Allah’ım, şükürler olsun, diyerek avundu o.

Kara şanağın kıymetini bilmez birileri,

Küy çalarların artan dönemini anlardı o.


Küy çalmasına bakmaz bir taraflara dalarak

(Çocuğun küy ustasına bakar şaşırarak)

Küy-Kurman Ata gözlerini kapatıp düşündü.

Her sesin şeklini gözünde canlandırarak.


Güzel melodilerin bir notasını bozmadan,

Suçu buydu galiba; erkek değil de kız olması

Ritmi anlayan kalbi ne kadar da derindi,

Ustalığı artarsa, bu bizim tek hayalimiz?!


Kenje’ye söyledi; çocuğu nasıl da hevesli,

Nereden bileyim, önündeki yol nasıl?”

Küyşi, yüreğini açıp çalabilse ne mutlu,

Anlamasalar küyünü o zaman mutsuz ebedi.


Dinlesene, Dina gözbebeğim!

Küyşi midir dombıra çalan herkes?

Kazakların küyü ebedi, halkın canı

Küyün gizemini, hüznünü anlamazsan

Rahat bırakmaz kutsal sanatın namusu!

Dina gözbebeğim! Dina gözbebeğim!

Küy çalacaksan çal!

Ağıt söyleyen kopuz gibi çal!

Tulpar[6] gibi koşturup,

Bulutlar gibi yumak olup,

Akarsu gibi coşup,

Yürekten destan söyleyip,

Gündüzü oynatıp, geceyi güldürüp,

Dombıranın kutsallığını göklere götürüp

Gözlere yaş doldurup,

Çal, çal küyü kaçtığında umut,

Jabıları[7] korkutarak…,

– dedi Kurman içindeki sırları döküp,

Sahile ulaşan bir can gibi yığılıp.

Küyşi isen, küy çıkar,

Küye sar dünyayı –

Olsun bu alem sarılı

Dombıranın içten sesine.


Emanet!

Dombıramı verdim sana, Dina evladım!

“Eski dostu” kimseye armağan etmemiştim.

Ak parmakların damar olup, yürek olup,

Kendi küylerin dökülsün tek tek.

Ey, halk !

Devamımı buldum bugün

Kumlu Narın’dan

Kurmangazı’nın ak sözünü dinle, halkım!...



2. HEYECANLANMA


Hayat nehir gibi akar kendi yolunda,

Kız hayatın ışığı gibi devamı der.

Gelin olup, yün işleyip, ocak yaktı

Gelinin sözü kısa, arkası eksiktir.


Kızın arkadaşı Nuralı utangaç birisi,

(İstemez başa geçip bayrak tutmayı).

Dina’nın “Soyılşı” denilen şanı

Varmış derler, sevinir mi bunu duyunca?


Dina’nın gözü keskin, hareketleri sebatlı,

Dili var ki bazı yamanları incitmişti.

Dombırayı düşününce uçsuz bucaksız olur,

Ne küyler çalsam diye bu telden.


Köydeki düğünlerde şarkı söyler,

Dina’nın sanat gücünü kim var fark edecek?

Gelinler, görümceler sarıp etrafını

“Küy çalsana, Dinacığım” diye söylerler.


Dombıra sesini ayarlayıp,

Gitti Dina kanat çırparak hayallere

Özlemiş gibi sahibini

İnsan gibi içini çeker mi kara şanak?!

Bu yaptığın ne? Gelinim, sanatın ne?

Ak örtün denk gelmez bedenine.

Demeye de çekinmiş büyükleri

Dombıra dilsiz güç verdiğinde.


Dünya sessiz.

Dina sessiz.

Geceyi yutmuş gibi.

(Desene diyeceğini boğulup kalmadan).

Keşke! Kuşdilinde konuşacak

Bir küy yazsaydım sırrını anlamış gibi…


Kafesteki papağan gibi hasret çekti,

Kuş olsaydı keşke, göklere uçabilirdi.

Geline küy çıkarmak layık mıdır?


Kazak gelinler hayvanların ayaklarını bağlamakta…

Küy doğdu yüreğinden fışkıra fışkıra,

“Bülbül” küyü, kendi küyü. Şaşırır mı?

Küyünde tabiatın tüm renkleri

Kuş olup uçtu sanki sonsuzlara.


Kurmangazı. Dauletkerey.

Uzak. Türkeş – duruyorlar uzaklarda.

Küyler Kazakların eşsiz mirası.

Pek çok küyün dalgasında sallanıp,

Dina’nın “Bayjuması” geldi dünyaya…


Bir fırtına esti geçti, Dina’yı da,

Yarış atı sığmadı mı ahıra?

Babasının gözü gibi siyah atı,

Bir gün can verdi, acı çekerek…


Tüh, hayvan!

Keder yarattı yüreğinde,

Küye döküldü yaslı dileği de.

Sanki kemiklerine can geldi “kara kaska at[8]

Koşuyor sanki yanından


Sıkıldığında can sırını paylaştığı,

Kardeşi, ablası gibi görüştüğü…

“Kerbez” isimli küy yazdı

Kerbez isimli büyük görümcesine


Zaman kederli. Kargaşa ülke içi,

Zor geçinim. Biraz halsiz kol gücü.

Arkadaşını toprağa verdi Dina Küyşi

Ne yaparsın bu da Hakkı’n işi.


1916. Kargaşa.

Kargaşaya devam eden gün de geldi.

“Amele işi – Kazaklara toprak kazdırmak”

Beyaz Kral (Rus Kralı) kararı olduğu söylendi.

Bu millet nelere dayanır, neler çeker…


İsyan karşılık sesini çıkarıdı,

Kapalı gönül boğulmaz, kurtulmaya çalışırdı.

“Yeni Zaman!” “Eşitlik!” “Devrim!”

gibi sözler yüksekten haykırıldı.


“16 yıl” – bu tarihin bir sayfası,

Öfke ve keder çekenler yırtacak daha.

Dina dombırasını ele alıp

“16 yıl” boran gibi tipiledi.


Yeni gün. Yeni zaman. Herkes gamını,

Açlık yıl yetti kara yağış.

Dombırasını sırtına asıp ülkeyi dolaşıp

Dina Küyşi yokluğun tatmış tadını.


Var serveti çocuğu - bağırında,

Daha dayanıklı oldu bu zorluklardan.

Yılgın halsiz düşmüş milleti sevindirip

“Jiğer[9]” küyünü çıkardı toplumuna.


Yeni Zamanı nuruyla paylaşıp,

Uzaktaki köyleri dikkate almış gibi.

“Oku okuyup, görev yap, kara köylü!”

diye koltuktan dememiş gibi.


Dalgalanır, taşır ne gönüller,

İyiliğe dönse parlak ömür.

Aferin, “Güzel Asemkonır” küyü

Herkesi mutluluğa bir sardı.


Dina’nın adı duyuldu her tarafta,

Jayık-Narın, Taysoygan, Oyıl tarafına.

Mangıstau, Arka, Altay, Alatau’a

Küyleri kendisinden önce yetişmedi mi?!


Alatau dağlarının eteğinden haber geldi,

“Dina gelsin! Kara şanak. Çift telli”.

Yaşlı Atırau dalgaları sallanarak

Küy, efsaneni yazan ağabeyim demiş …



3. PARLAMA


Almatı. Avucuna nur kondu,

Gönlüne sırlar dolu müzik kondu.

79 yaşındaki Dina Şeşey[10]

Utandı küçük bir kız gibi…


Büyük saray. Sahne. Ne mucize!

Zaman ileri yol aldı baksana!

Kudretli sanata saygı duyan,

Alçak gönüllü, Kazaklarım!


Salon içi tıklım tıklım halkla dolu,

Küyşinin gitmiş gibi küyü taşıp.

Tüm izleyiciler alkışlıyormuş:

(“Aferin” demezler mi sırf garibanlar?!).


İçinden ne düşünceler geçti Dina’nın,

Küy dediğinde sebatlı güçlü Dina.

“Yaşlı dostla” dertleşiyor gibi eğilerek,

Kanatlanan kartal gibi uçtu Dina!


Kurmangazı. “Zavallı annem”. Pek çok şey görmüş,

Senin gibi küyşi! Senin gibi küy! Yok bu memlekette.

Dombırasını konuşturdu Dina Küyşi

Yıldızı parlayıp çıktı öne.


Küye hasret kalmış onca canlar,

Yağmur gibi yürekleri serinletti.

Üzüntümüz Kurman Usta’nın

Görememesi bugünü, görememesi


Kültür ocağı bu, köy başka,

Sahnenin var başka tavrı ve geleneği…

Gözlerine gelen yaşı akıtmadı

“Ağlayan cahil küyşi” diye adlandırılmamak için.


Büyük alkış tuttu, halk hayran kalıp,

Dina! – dediler küyüne doyamadan…

Dina küyşinin önünden yol açıldı

Güneş gibi aydınlık.


1936. Moskova. Kolon Salonu aydınlık,

Her taraftan toplanmış nice halk,

Dombırayı çalmaya başladığında

Ağladı yüreği sanki damla damla.


Kazakistan uçsuz bucaksız evim olur,

Evimize bizden bir hediye olur

Yirmi yıllık bayramına şaşu[11] bu

Şenliğin başı “Toybastar” küyüm olur.


Dalgalandırdı, şaşırttı yaşlı nene kalabalığı,

Ne hoş ses, dombıra sesi ulaştı göklere.

Moskova. Kolon Salonu. Komparti[12].

“Dombıra’nın Jambılı” diye ilan edildi.


Jambıl ve Dina – halkın nazarında,

Sevinçle sardı onları Kazakı da Rusu da.

Jır ve küy dastarhanın[13] başına bir araya geldiğinde

Dönüştü şenlik pazarına.


Dina hızlı söyler jırı Jambıl’a,

Sol kolunun sihrini görebildin mi?

Kurmangazı demişti ki önceleri,

“Dünyada inanılmaz bir küyşi olurdu,

Senin sol kolunu,

Benim sağ kolumu verebilseydi o cana!”.


Bunu söyleyip gözleri yaşlarla doldu,

Güçlü Dina’nın eridi içi.

“Çift kol” esri ile avundu

Jambıl ise jırla devam etti

Yıldızların ışığı hiç sönmez,

Küy ile jır ile sarıldı.

Gerçek bu ki ne kadar uğraşırsan uğraş,

Dünyaya iki Dina,

İki Jambıl gelmez!


***


Gökyüzünü güneş yerine bulutlar sardı,

Kara toprak kurudu ve çatladı.

“Savaş” denilen soğuk kelimenin boranına

Karşılık vermezsek eğer işte bu ayıp.


Düşmana karşı atılan gözyaşın kurşun gibi,

Kalabalık milletin yüreği de ateş, yaşı da ateş,

“Leningrad’lı, çocuklarım” neredesiniz

Jambıl’ın jırı dillerde dolaştı.


Kahramanlık ruhu güç verir,

“Ananın isteği” tüm millette.

Dina’nın küyü dağılan ışık gibi

Barış dolu yaşam dilemişti tüm dünyaya.


Dev çiftin gücü birleşti,

Ruh verdi yıpranana böylece.

Jır ve Küy namus ateşini alevlendirip,

Biri güneş gibi, diğeri ise gökteki ay gibi.


Düşman yenildi! Sevin ülkem ve halkım!

“İyi bir söz ki yarım mutluluk” inanan gün.

80’deki küyşi Dina küy döktü,

“Zafer” küyü mutluluk küyü oldu.


90 yaşa girse de dinç diyor,

“Sağıcı”, “Emek”, “8 Mart” küyleri ile sevindirdi.

Temizliğin simgesi gibi beyaz örtüsü başında,

Mutluluğu ve serveti arttı.


Dina şeşey hastalandı bir gün,

Duyulmadı dombıranın gümbürü.

Yatağına bağlanmış gibi ebedi

Gönlünde ötüyor “Bülbülü”,


Hani dünya!

Temiz gök! Aydın güneş!

Işığınla son bir kez sar beni,

Eski dostum dombıram ile vedalaşıp,

Küyşi Dina olduğumu hatırlat!


İki defa denese de kalkamadı yerinden,

Kolunu uzattı dombıra vardı mirası.

Üçüncü defa uzattı kolunu dostuna,

“Bitti, bitti” der gibi yol ona.


Dombırasına dokundu yaşları damla damla,

Parmakları kaydı ve başladı küy çalmaya,

“Canım annem” eseri sona ermeden

Küy kesildi acele mi etti taş tabut.


Lambadaki ateş söndü mü?

Dombıra yetim kaldı mı?

Atırau’dan göklere uçan akdoğan,

Alatau’ın eteğinden göçtü mü?


Yıldızlı sır bağlı kaldı göklerde,

Küy müziği dinleyecek sanki ay,

Yeri ve göğü dolaştırıp,

Dina, yürek küy, hayata dönüp...



[1] Dombıra, Kazak halkının milli müzik çalgısı

[2] Küy, genelde dombıra ile çalışan sade müzik vatanı

[3] Kurman Ata, Kurmangazı, dombıra çatan Kazak halkının ünlü müzik bestecisidir

[4] Şanak, deriden yapılan bir nevi sıvı kabı

[5] Dombıranın notalar için bölünen yatay dizinler

[6] Tulpar – savaşta kullanılan hızlı at

[7]  Jabı – Kazakların safkan atı

[8] Kaska at – alnında beyaz lekesi olan at

[9] Jiğer – kararlı, istekli, emin

[10] Şeşey – büyük nenelere aile başı anlamında denilir

[11] Şaşu – büyük düğünler, şenlikler başlamadan önce değerli misafirlere şeker atarlar. Veya hediye olarak şaşu şeklinde eser oynanır

[12] Komparti, Komünist Partisi’nin kısaltılmış hali

[13] Dastarhan – yemek sofrası demek

Көп оқылғандар